boğa burcuikizler burcuyengeç burcuaslan burcubaşak burcuterazi burcuakrep burcuyay burcuoğlak burcukova burcubalık burcu
Msn Web Tv Dizisi Otomobil Dini Bilgiler Spor Gazeteler Arkadaş Kısa Msj Resimler Oyun Elisi-Örgü Tatil Ruya-Burc Siyaset Site Ekle Reklam

Günlük Burçlar, Kahve fali, Online Tarot fali bak, Ask falı, Ruya yorumu, Ruya tabiri, Fallar, Burc

RUYA YORUMU A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
arkadaşını bul
Ana Sayfa
ASTROLOJI
BURCLAR
FALLAR
RUYA YORUMLARI
AYLIK BURÇ
YILLIK BURÇ

24/5/2007 : ASTROLOJI NEDIR ?

Astroloji Nedir?
Astroloji bir bilim dalı mıdır?
Bu sorunun en basit cevabı hem "evet" hem de "hayır"dır. Tıp gibi astroloji de bilime dayanır.
Astrolojide kullanılan bilimsel gözlemler, hesaplamalar ve ölçümler birtakım sembolik kalıpların çerçevesini belirlemek için kullanılır.
Bu kalıplar üzerinde yaşadığımız dünyanın nasıl oluştuğu konusunda bizi aydınlatırken hayatın sosyal, politik, duygusal ve diğer önemli alanlarını analiz etmemize ve bu konularda tahminlerde bulunmamıza yardımcı olur. Astroloji pratisyenlerinin yüzyıllarca süren gözlemleri ve çalışmalarıyla astrolojinin analitik teknikleri ve yoruma dayalı açıklamalarını kapsayan geniş bir veri tabanı oluşturuldu. Bu bilgilere daha sonra modern astrologlar da katkıda bulundu.

Astroloji sanatı bir yerde sembolik kalıplar aracılığıyla eksiksiz karakter ve ilişki profilleri kurmak ve hayatta karşımıza çıkan genel eğilimleri resmetmemize yardım eder.
Astrologlar insan bilincinin profilini çıkararak bunu deneyimleri tanımlamak için bilimsel veriler olarak kullanır. Bu, gezegenlerin bizi nasıl etkileyebileceğini ya da onların dünya üzerindeki birtakım olaylara psikolojik ve sosyal açıdan etkileyen bir saatin tik takları gibi işleyen düşüncelere dayanmayan yoruma açık bir süreçtir. Astroloji gücünü yüzyıllar süren gözlem ve araştırma birikiminden alır. Günümüz astrologları matematik ve fen bilimlerinden toplanan bilgilerden de yararlanarak bu büyük birikimi psikoloji veya ekonomiyle ilgili profiller yaratmak için kullanır.
Her şey birbiriyle bağlantılıdır

Astroloji derin ve geniş bir alanı kapsayan bir temele dayanır. Astrologlar kainattaki her şeyin birbirine çok derin bağlarla bağlı olduğuna inanır. Dünya ve dünya üzerinde yaşayanlar, bir vücut ve hücreleri gibi birbirine bağlıdır. Astrolojinin ruhani yanı bize bilinçli olarak bu dünyanın anlamını ve bu anlamı hayatlarımıza uygulayışımızı gösterir.
Geniş bir perspektifte ele alındığında astroloji sanatı güçlü sembollerin anlamlı bir şekilde yorumlanmasıyla ilgilidir. Görünüşte karmaşık ve birbiriyle alakasız gözüken olayların doğru bir astroloji bilgisi çerçevesinde aslında bizimle direk bağlantılı olabileceği ve bunların bize günlük hayat deneyimleri olarak dönebileceği ortaya çıkar.

Evrensel Dengelerde Astrolojinin Yeri

Evrende varolan galaksiler, onları meydana getiren yıldızlar, gezegenler ve takım yıldızlarının ait oldukları evrensel dengeler; kendi içlerinde sistematik yasalarla sonsuzluğun içinde yerlerini almışlardır. Bu sistematik yasalar; özünde fizik, matematik gibi birçok bilimin içerdiği katsayılar ve kurallar çerçevesinde işleyişini sürdürmektedirler. Bu yasalar; büyüklüklerin incelendiği gözlem çerçevelerine göre farklılıklar içerse de, karşılıklı etkileşim prensipleri; varoluş-yokoluş temellerinde süreçlerin devamlılığını kararlı bir şekilde devam ettirmektedirler. İçinde yaşadığımız dünyamızda; tıpkı birbirine geçmiş halkalardan oluşan bir zincirdeki gibi, bu büyüklüğün içinde bulunmaktadır. Bunu küçücük bir taşın suda meydana getirdiği dairesel halkalara benzetebiliriz. Her bir oluşumu meydana getiren enerji atımlarının etkisi, bir sıra silsile ile diğer halkalarda kendisini gösterir. Bu noktadan hareketle; Evrendeki her şeyin enerji olduğundan yola çıkarsak, bu sonsuz varoluşların sürekli birbirleri ile etkileşim içinde olduğunun kabul edilmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Evrensel enerji spektrumu içinde, ihmal edilebilir bir büyüklüğe sahip olan kendi yaşamsal penceremiz, gerçekten dar bir enerji ekseninde sıkıştırılmış durumdadır. Bu dar alandan, ait olduğumuz evreni kavramaya çalışan insan beyni çözüm yolunda, çözümsüz labirentlerle karşı karşıyadır. İnisiyatifimiz dışında ve denetleyemediğimiz enerji hareketlerindeki etkileşimler karşısındaki meraklı çabalar; insanları gözlem ve kayıtlara yöneltmiştir. Bu gözlem ve kayıtların kendi içlerinde periyodik, anlamlı tekrarları ve etkiledikleri oluşumlar, geniş zaman dilimleri içinde insanlara ve yaşamlarına rehber olabilecek istatistiksel bilgi birikimlerine neden olmuştur.

Bu yüzden, olayların felsefi yaklaşımları; hep etki-tepki prensiplerinden yola çıkılarak, nedenlerin incelendiği ve sonuçlandırılmaya çalışıldığı zihinsel çabalar olmuştur ve olmaya devam edecektir.

Bunlar baz alındığı zaman, Evrende ve onun küçücük bir kopyası olan dünyamız ve yaşamımızda; her bir olay, her bir oluşum veya varoluş gerçekleştiği ayni anda, kendini sönümlendirmeye çalışan zıt bir kuvvetin meydana gelmesine neden olur. Bu karşıt güçler, uzun zaman ortalamasında ya dengeye gelerek varlıklarını sürdürürler, ya da dengeyi sağlayamadıkları anda başka varoluşları ortaya çıkarmak üzere sönümlenerek yeni enerjilere dönüşürler.

Dünya da, bu evrensel anayasanın bir üyesi olduğuna göre, diğer gezegenlerle sürekli bir etkileşim içindedir. (Örneğin; Uydumuz Ay’ın belli zamanlarında yeryüzündeki etkisi, denizler üzerinde neden olduğu değişimler, Güneş patlamaları ile oluşan güneş rüzgarlarının dünyamız üzerinde yarattığı iletişim sorunları, Görünür bölgemiz dışında kalan elektromanyetik etkilerin ve elektromanyetik kirliliğin organizmalar üzerinde ki etkileri gibi sayısız örnekler sıralamak mümkündür.) Bu nedenle, kaçınılmaz olarak dünya üzerindeki her bir üyenin yapılanmasında bu karşılıklı etkiler kendini gösterecek, temel yapı taşlarının şekillenmelerine damgasını vuracaktır.

İnsanlar yaklaşık 3000 yılı aşkın bir süredir, gezegenlerin ve yıldızların hareketleri ile sürdürdükleri yaşam arasında bir ilinti kurarak, belki farkında olmadan evrensel fiziksel yasalarla örtüşen kuralların temellerini atmışlardır. Bu gerçeklerden yola çıkarak şu sonuca ulaşılmaktadır:

ASTROLOJİ; Pozitif bilimlerin ışığında fiziksel ve matematiksel bağıntılarla belirlenen evrensel çekim kuvvetlerinin etkilerinden yola çıkarak, kendi yaşam çerçevemize göre çok uzun zaman dilimlerini içeren istatistiksel bilgi birikimlerini değerlendirmesi ile olayları yorumlaması ve uzun yıllar alan çalışmaları içermesiyle, kesinlikle falcılık olarak değerlendirilmemesi gereken bir daldır.

Dünya, gökyüzü sonsuzluğunda birçok gezegen ile her an değişen açısal kuvvetlerin etkisi altındadır. (Bir bilardo topuna vuruşlarınızın etkisinin, uygulanan kuvvetin açısına göre değiştiğini hepimiz biliriz. Bu örnekle açısal kuvvetleri gözünüzde canlandırabilirsiniz.) Toplam açısal kuvvetlerin kombinasyonu ve olasılık sayısı, kavrama kapasitemizi zorlayacak büyüklüktedirler. Bizim yaşam zamanımıza göre öyle büyüktür ki; yaklaşık 26.000 yılda bir, gezegenler dünyamıza göre ayni açısal kuvvetlerin uygulandığı noktadan geçmektedirler. Bu da demektir ki; 26.000 yıl aralığı içinde oluşan varoluşlar, birbirine yakın açısal kuvvetlerin etkisiyle meydana geleceklerdir.


Dolayısıyla binlerce farklı kombinasyonun harmanlandığı bir dünyada, her birimiz payımıza düşen etkiyle karşı karşıya yaşamımızı sürdürmekteyiz

Astroloji’nin Tarihçesi

Astrolojinin; M.Ö 4. Milenyum da Babil ve Mezopotamya bölgelerine kadar giden bir geçmişi vardır. Bu çağlarda astroloji, daha çok dini inanışların temelinde yaklaşılan bir olgu idi.

M.Ö 3. Milenyuma doğru Mısır’da yayılmaya başlayan astroloji; yaşayan uygarlıklara savaşlar, kıtlık ve bereket gibi toplumların temel sorunları hakkında rehberlik etmeye başladı. Kendilerine özgü metotlar geliştiren Çinli’ler, Amerika Kıtasında Mayalar, Hindistan Bölgesinde yaşamlarını sürdüren topluluklar arasında yaygın bir şekilde ilgi gören astrolojinin tarihçesi, bazı kaynaklara göre M.Ö. 5000 yıllarına kadar geriye gitmekedir. Hatta, Mısır’da Giza bölgesindeki Antik Memphis kentinde bulunan piramitler üzerinde yapılan çalışmalar, gök cisimleri ile insanların ilgisinin M.Ö 10500 yıllarına kadar geri gittiğini göstermiştir.

Eski Yunan ve Roma Devirleri

“İlacın Babası” olarak bilinen Hippocrates; tıbbi konularda ve hastalıkların gelişimi ile ilgili öğretilerde öğrencilerine astrolojik olarak yaklaşımlarda bulunmuştur. M.Ö 8. yüzyılda yaşayan Şair Hesiod “çabalar ve güçler” adını verdiği uzun şiirinde, yıldızların ve gezegenlerin yaşamımızdaki önemini vurgulamıştır. Bu çağlarda astroloji, özellikle İmparatorluk zamanında zirveye ulaşarak yaşamın her bir kolunda eski çağ kültürü olarak yerini aldı. M.S. 2. yüzyılda Yunan Bilimcisi Ptolemy, “astroloji üzerine çalışmalar” adlı kitabında Güneş, Ay ve Yıldızların hareketlerini inceleyerek, bu hareketlerin insanlar ve yaşamları üzerindeki etkilerini yazdı. Bu eserler, eski çağlardan bize kalan önemli tarihsel belgelerdir.

Orta Çağ ve Sonrası

Güneş, Ay ve Gezegenlerin, farklı insan karakterinin üzerindeki etkisi, bu çağda Yunan ve Arap halkları arasında en az Simya kadar ilgi görmüştür. Astroloji- Simya konusunda okullar açılmıştır. Orta Çağdan sonraki zamanlarda da astroloji; imparatorların, doktorların, bilimcilerin, burjuva sınıfının, halkların yüzyıllarca ilgi alanında kalmıştır. Daha sonra 16. yüzyıl Avrupa’sının taassuba yönelik sert koşulları bu alanda çalışmaları sekteye uğrattı. Daha sonra Gezegenler arası mesafelerin keşifleri de “bu kadar büyük uzaklıklarda herhangi bir etkinin olup-olamayacağı” konusunda tereddütleri beraberinde getirdi. Fakat, bu alanda gök cisimlerinin yörüngeleri hakkında çalışmaları ile ün salan Kepler’in (1571-1630) ve 1700 yıllarında Fizikçi Sir İsaac Newton’un gezegenler arası etkileşimler ile ilgili çalışmaları astrolojiye katkı sağlamıştır.

20. Yüzyıl

19. Yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın ilk dönemleri diğer bilimsel konuların gelişimine sahne olduğu gibi, astroloji konusunda çalışmaların tekrar ağırlıklı olarak gündeme gelmesine vesile oldu. İsviçreli Psikanalist Carl Gustave çalışmalarında astrolojiden den yararlandı. İngiliz Astrolog Alan Leo, Rus Madam Blavatsky’ın astroloji üzerinde yoğunlaşmaları, İngiltere ve Almanya’da astrolojinin yeniden güncellik kazanmasını ağladı. 1970 yılında Amerikalı Dane Rudhyar, müzik ve felsefe konuları üzerinde çalışırken astroloji konusunda “Bilincin Gezegenleri” adıyla çok değerli bir kitap ortaya çıkardı. Bu eser, Amerika’da, Hollanda’da, Fransa’da çok büyük bir ilgi gördü. Yine bu dönemler, Amerika ve İngiltere’de profesyonel astrologların yetişmesi için okullar açıldı.

İçinde Bulunduğumuz Yeni Milenyum

Bir bilim ve sanat olarak Astroloji hala keşfedilmeyi bekliyor. Her yönüyle hızlı bir devinim ve yarışın olduğu günümüz koşulları, neden olduğu vahşice gelişen rekabet ortamında herhangi bir konuda odaklaşmayı ve dikkati yoğunlaştırmayı günden güne daha da zor hale getirmiştir. Bireyin kendini tanıması, varoluşunda mevcut olan potansiyellerini açığa çıkarması, sürekli yarış halinde olduğu çevre şartları ile olan çekişmeleri gibi ruhsal ve öz benlik temelinde yapılan analizlerle, çözüm doğrultusunda Astrolojiye olan talep giderek artmaktadır. Astroloji, bu çerçevede yaşam sürecinin her bir kesitinde davranışlarımızı daha bilinçli bir şekilde pratiğe geçirme konusunda bize kılavuzluk etmektedir. 

Yorum yaz!

« Önceki ::

FAL CESITLERI

 Tarot Fali (Online)
 Kahve Falı Yorumu
 Celtic Astrolojisi
 Niyet Falı
 El Falı (chiromantie)
 Goz Rengi Fali
 Renk Fali
 Zar Fali
 Bakla Fali
 Yildiz Fali
 Aylık Burç Yorumu
Koç Burcu
Boğa Burcu 
İkizler Burcu 
Yengeç Burcu
Aslan Burcu 
Başak Burcu 
Terazi Burcu 
Akrep Burcu 
Yay Burcu
Oğlak Burcu
Kova Burcu 
Balık Burcu 
2008 Burç Yorumları

GunlukBurc.Blogcu.Com/Bir KTC GRUP Kuruluşudur.

KTC GRUP
Günlük Burçlar Fallar Ruya Yorumları Ruyaların Tabirleri, astroloji, burçlar ve özellikleri